20100117

Cesetlerden minik dağlar yaratmak

Böyle bir şey varmış. Gelmeyen, gelemeyen yardımlar için Haitililer böyle bir protesto başlatmış. Onlar size insanlığınızı yeniden hatırlatmaya çalışadursun, içimizdeki hayvanlar, ya da allahın köpekleri mi demeliydim, olayın mantığını bi koklamayla anlamış.

Bugün adlı gazeteden alıntılayalım:

Büyücülüğün merkezinde korkunç manzara

Haiti'deki dprem ve sonrasındaki korkunç manzaralar, gözleri bu ülkedeki unutulan bir gerçeğe çeviriyor.

Nuh GÖNÜLTAŞ
yazdı…

Büyücülüğün ve satanizmin merkezinde korkunç manzaralar!

Haiti'de meydana gelen depremden sonra ortaya çıkan manzaralar kalbimi kanatıyor dersem inanın.

Nedir o görüntüler öyle!

Cesetlerden dağlar meydana gelmiş.

Mesela düşünün, Beyazıt Meydanı gibi bir meydan ceset dolu. Hem de üst üste yığılmış insanlar...

Kadınlar, çocuklar, adamlar...

500 bin ölüden söz ediliyor. Kim bilir kaç Beyazıt Meydanı ceset dolu oluyor. 500 bin kişiyi üst üste yığsan öyle orta büyüklükte bir dağ meydana gelir.

Yüz binlerce insanın cesedi sokaklarda orada, burada. Yarısı hâlâ toprağın altında, yarısı toprağın üzerinde.

Gelen haberler öyle bir çaresizlikten bahsediyor ki, bunu anlayabiliyorum.

Çünkü ben 1999 Marmara depremini Yalova'da yaşadım.

Depremin insanı içine soktuğu çaresizlik gibi çaresizlik olduğunu düşünmüyorum.

Yani hiçbir şey sizi bir deprem kadar çaresiz kılamaz.

Çünkü kaçacak hiçbir yeriniz yoktur.

Yer sallanmaktadır.

Dengeniz allak bullak olmuştur.

Size hiç kimse yardım edemez.

Çünkü herkes kendi derdine düşmüştür.

Bir tür küçük kıyamet manzarası.

Öyle inanırım ki, kainatın sahibi bu kainatta kimseyi başıboş bırakmamıştır.

Siz kendinize malik değilsiniz. Size verilen cüzi irade ile yaptıklarınız, yapmadıklarınız ahirinizi belirler.

Yoldan çıktığınız süreçte başınıza gelenlerin Allah'tan olduğunu bilmeliyiz.

Allah size zulmetmez. Siz kendinize zulmedersiniz!

Yoldan çıkmasak da başınıza bir şeyler gelebilir. Bunu da Allah'tan bilmeliyiz.

Başımıza gelenler faydamıza ya da zararımıza olabilir. Hikmetini anlamayabiliriz. Ama nereden geldiğini biliriz.

Allah, her an ve her yerde bizi görmektedir. Gizli açık her şeyimize nigehbandır.

Bir yerde toplu işlenen cinayetlere toplum olarak tövbe edilmezse o bölge halkının başına bir kısım felaketler geldiğini Kuran bize söylemekte.

Geçmiş kavimlerin başlarına gelen felaketlere bu açıdan bakıldığında konu daha iyi anlaşılıyor.

Gelecekte bu çağda yaşanan felaketler kim bilir nasıl anılacak?

Marmara depremi için kim bilir neler söylenecek?

Haiti felaketi hakkında, Endonezya depremi ve tsunamisi hakkında...

Haiti pek bildiğimiz bir ülke değil.

Ama ülkenin temel bilinen gerçeği halkının çoğunluğunun büyücülükle uğraşmasıdır.

Halkın dini bir tür Voodoo (Vudu) dinidir. Bir tür animizm.

Voodoo inancı Haiti'nin ulusal dinidir.

Haiti'de yasayan zencilerin büyük çoğunluğu satanist ayinleri yapar, insan kurban eder, büyü işleri ile geçimlerini sağlarlar.

Büyü ve uyuşturucu işi bir arada gider.

Bir olay meydana geldiğinde biz insanlar elbette bu olaydaki maksad-ı ilahiyi bilemeyiz. Buna imkan yok.

Ancak Haiti'deki gibi, Endonezya'daki gibi büyük felaketler bizlere olayın tıpkı Kuran'da anlatılan geçmiş kavimlerin başına gelmiş büyük felaketleri hatırlatıyor.

Bazı semtlerde, bazı bölgelerde ve bazı ülkelerde yaşayan insanların yaşantı biçimi ilâhî gayrete dokununca, o insanlara musibet indirir.

Bu musibet bazıları için bir ceza, bazılarının günahlarının kefareti, af olmalarına vesile, bazılarının da derecelerinin yükselmesine ve sevaplarının artmasına sebep olur.

Ancak musibet umumî olarak iner. Ondan herkes etkilenir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim şöyle der:

"Bir de öyle bir musibetten korkun ki; o, yalnız içinizde zulmedenlere isabet etmez (bu belâ başkalarına da geçer, umumî olur.) Bilin ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir."(Enfal Süresi 25)

Biz bilmeyiz, elbette her şeyin doğrusunu Allah bilir.

Her şey ama her şey takdir-i ilahidir.


Takdir-i ilahi götünüzü kaldırsa da deprem meprem yaratıp aklınızı karıştırmak yerine biraz insanlık soksa içinize. O zaman işte bak dünya güzel bir yer olurdu belki. Dünyayı siz çirkinleştiriyorsunuz.

Nasıl bir dağ üstünden yazılıyorsa bunlar, görünmüyor o yükseklikten aşağıdaki minik insan dağları.

Haiti'ye yardım edin. Çünkü Tanrılarınız etmiyor.

20091211

Karar: Primitivo

Kısa keseyim.

Bundan sonra oy moy yok. Demokrasi yok. Kimse ağlamasın. Kimse yakınmasın. Legal olan bütün yolları kapatıp, adresi parlamento olarak gösteren insanlar bir zahmet utansın.

Mahkemesini de, yasasını da, ...



Güle güle demokrasi. Birkaç bin yıl sonra telefonlaşırız, bi görüşme daha yaparız. O zamana dek, PRIMITIVO!

*

20091103

TSK'dan plaket aldım

Hölölöy. TSK'dan şimdiye kadar yaptıklarım için bir plaket aldım. Çok mutluyum.

---

İhbarcı subay, savcılara haber salmış: İnternet siteleri fişlendi demiş, e-mail yoluyla.

400 kadar web sitesi "bölücü" ve "irtica" başlıkları altında fişlenmiş. İnternetlerin en az yarısının kapalı olduğu bir ortamda nasıl oluyor da bu kadar çok internet sitesi fişlenebiliyor, işin orası Kahraman Türk Ordusunun bir sırrı/yeteneği olarak kendilerinde kalsın.

Kurmayların, bu subayımızdan öğreneceği çok şey olduğunu düşünüyorum. Ama bence en önemlisi: bir ülkenin insanına nasıl faydalı olunur. Evet, bunu öğrensinler. En azından bu konu üstünde enine boyuna düşünsünler artık. Lütfen. Bakın biz emir vermiyoruz, rica ediyoruz.

Şimdi kalkıp "ihbarcı subay benim" desem, inzibat biter kapımda biliyorum. Belki bir gün nickimi "ihbarcı subay" yaparım, ama onun için bile henüz çok erken. Memleketin şartları olgunlaşmadı. Çünkü biliyorsunuz kendileri biraz kavuna benzer.

Bu liste nerededir, içinde kimler vardır, henüz hiçbir bilgim yok. Sizin vardıysa ve bana haber vermemişseniz, şu an size de kızgınım, hayata da kızgınım demektir. Liste elinizdeyse, benimle de paylaşın.

Takipçilerimin de (oh be, kullandım bunu sonunda) bildiği gibi, TSK'yı yıpratmak için az uğraş vermedim ben de blog yaşantım boyunca. Beni listeye almadıklarını biliyorum, bu gururu yaşayamayacağım hiçbir zaman belki de, ama yani en azından bi mansiyon olur ya da ne bileyim, şöyle omuzları kilolu bir kurmaydan kalburüstü de olsa bi dokundurma olur, gelirse böyle bir şey beni çok mutlu eder. Bu yazının ilk cümlelerinin gerçekleşmesi, ülkesinin insanlarını çok seven bir Türkiyeli'yi çok çok çok çok mutlu eder.

Aa, bu arada anonimlik neden önemlidir? Cevabı da subayımız bi güzel vermiş valla. Öperim.

İŞTE O SİTELER BLOGCULUĞU İÇİN TIKLAYINIZ.
(Bunu sonradan ekledim)

20091015

İklimler değişiyormuş

Arkadaşlar, kankalar, yoldaşlarım, sevenlerim, canlarım. Bir blog action day'de daha sizinleyiz. Bu seneki konumuz iklim değişikliği. Sizin gibi cahil ve köylü insanları bu kederli durumdan haberdar etmemiz gerekiyor. O değil, şöyle bir gezineyim "şirin ve minik" blogosferimizde neler yazmışlar bu konuyla ilgili bir göreyim dedim. Yahu bu sene girenler ne kadar güzel girdiler girmiş (bu ne güzel cümledir)

Şimdi mesela Çöpkuşağı oturmuş bir albüm hazırlamış. Dikkat çekmek amacıynan. Ne kadar da güzel olmuş. Ben olsam gerçi Orhan Baba'dan "Batsın bu dünya" eklerdim bu listeye. İçinizi karartmayayım.

opereysin.com, Küresel Isınma ve Çözüm Araryışları konulu harika bir yazı yazmış. Çok baba olmuş yazı hee. Bi göz atın, neler neler öğreneceksiniz.

F-tipi Blog, kendinden yola çıkaraktan İklim değişikliği adında bir yazı yazmış. Keyifli bile olmuş bana kalırsa.

Yeşiller, Küresel İklim Değişikliği için yeni bir kampanya başlattı. Umarım bunu kaçırmazsınız.

Murat Kahraman, Greenpeace'in kömür hikayesini imlemiş.

Bir de canımın içi, doğaç kardeşim, deliliklerinde bizim için bir ağhahah (webcomic) karalamış. Ne kadar güzel olmuş. Biz artık başka bir yazıya gidelim. Varsa gözümden kaçan, sevdiğiniz bir yazı, belirtin bana. Böyle yetim kalmasın yazı.

Duyarlı insan imajımı bu sene de bozmadım. Üstümde çok şık duruyor.

Bir de lütfen bütün iklimler ilkbahar'da sabitlensin. Ne sonbahar hüzünbazları olacak ne kış ağlakları ne de yaz oynakları. Bunu bi düşünün.

Ek ek ek: Rock and Ecology'de blog action day için bir liste yapmış. Süper.

20091009

Suratlariniza tukurecegim

Bonus olacak diyerek transeksuellere ceza yazan polis rahatliginda lgbtt siteleri engellenebiliyor bu ulkede. AB'nin oncelikli konularindan biri lgbtt haklari olmasina ragmen. Nasil olsa duyurmayacak bunlari haber siteleri, yazmayacak, gitmeyecek kimsenin kulagina. Uc-bes ibnedir, ahlak bozuyorlar zaten, kim ses cikartacak?



Fuhus yapiyorlarmis internet sitelerinde. Fuhus. Fuhus yapiyor demeseydiniz de zaten, ahlakimizi bozuyorlar diyecektiniz. Bi de yani fuhus. Duyun ahali. Fuhus yapiyorlar. Birbirlerini sikiyorlar. Duydunuz mu? Am var, sik var, got var. Of. Hicbirimizde yok bunlardan. Hicbirimizde. Sasirdik kaldik resmen. Nasil sevisebilirler?

Her neyse, bu salak karar bozulmus tabii. Hukukcu olmadigim icin size bunu alengirli ya da duzeyli yoldan anlatamayacagim. Karar bozulmus, cunku gotleri yememis. Cunku biliyor bu insanlar da bu kararlarin gotlerinde patlayacagini. Biliyorlar ama korkulari gercekten de gozlerini kor ediyor. Biliyorlar "takipsizlik" cikacak, evrensel hukuka ters dusecek, yargic "boyle dava mi olur" diyecek... AMLARA, SIKLERE KELEPCE VURULAMAZ! Umarim bunu anlarsiniz.

Keske sizinle biraz daha sohbet edebilsem de Apo mu yoksa Ataturk mu bu kravattaki ADAM, enine boyuna tartissak. Gerci onlar yargilamis. Hukmunu koymus.

Ne insaninizin ne de devletinizin hukukuna ve dahi adaletine guvenmiyorum.

20090925

Kapatilan siteler disinda yeni bir sey yok

*

Neyse, diyorum ki, Last.fm, MySpace, Akilli.TV ve daha yuzlerce sitenin kapatildigini biliyorum. Yazmadim buraya ama icindeydim yani protestonun. Cd kapaklari bastirdik, MUYAP'a soktuk, mailler attik, mesajlar yagdirdik. Olaylarin bircogu MUYAP'a Gerilla icinde oldu. Bakip boyle neler olmus, neler donmus gorebilirsiniz. Hatta yani gec bile kalmadiniz.

Aylin Aslim'in dedigi bir sey var, ki cok onemli cidden:

Myspace.com'a erişimin engellenmesi, Türkiye'de bağımsız müzisyenlere yapılan ciddi bir haksızlıktır. Müziğimizi isteyen herkese özgürce ulaştırabilmek için yeniden müzik kanallarına, plak şirketlerine ve onların pis politikalarına mecbur bırakılmak istemiyoruz.

SÖZÜM MECLİSTEN İÇERİ: Müzisyenler olarak bütün bunları gerektiği gibi protesto edebileceğimiz bir platformumuz, sendikamız dahi yok. Müziğimizi ve haklarımızı savunmaktan aciziz...

Yine boyle bu olaya karsi duran Demirhan Baylan var. Kendisini neden sevdigimi her yazisiyla bir kez daha anliyorum. Peki gerisi nerede cidden? Bir ya da iki tane plak sirketi sahibinin UTANMADAN VE YAVSAKCA bile tepki verdigi bir ortamda, diger sarkicilar nerede? Anliyoruz ki gercekten muzik kimse icin onemli degil. Hele o MUYAP yetkililerinin hakliyiz tavri.. Hakki yenmis, engellenmis binlerce insan, yuzlerce muzisyen.. Siz haksizsiniz ulan. Burasi kanun ulkesi.

Bircok blog, bircok insan, bircok dusunen insaniz ama yanimizda ne muzisyenler var ne de kanunlar. Dunyanin yaklasik 200 ulkesinde bangir bangir yayim yapabilen internet siteleri muhtesem hukukumuz karsisinda adeta dumura ugruyor, kendi icine kacarak kapaniyor. Bize de birbirimizin gozyaslarini silmek kaliyor. Yerel radyolar telif odeyecek, diskolar barlar telif odeyecek, hatta yani utanmayacaksiniz buyuk sirketlerin telefon sistemlerinde beklemeye alindiginizda calan muzik icin telif odeyecek bu sirketler. Bir yerden sonra demek ki dinlememize de gerek kalmayacak. Nasil olsa ulke sinirlari icinde akip gidiyor ses dalgalari, siz duymasaniz da faydalaniyorsunuz. O radyo dalgalari mesela geciyor icinizden. Faturalarda goreceksiniz yani bu telif parasini.

Arkadas, su ulkeye geri dondugumun ilk gecesi uc buyuk internet sitesinin DAHA kapandigini ogreniyorum. Totalde kapali internet sitesi 6.000'lerle ifade ediliyor. Youtube, MySpace, Last.FM, Blogger, Wordpress, buraya istediginizi koyun.

Bu arada kendimiz calip kendimiz oynuyoruz Turkiye interneti icinde. Kimse demiyor ki bu insanlarin iletisim ozgurlugu ellerinden aliniyor. Demek ki netdaslar hala vatansiz.

20090918

Guclu Ordu, Guclu Turkiye

TSK, "Guclu Ordu, Guclu Turkiye" sloganini cok sevmis.

Askeri birliklere "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" yazılı tabelelar konulmaya başlandı. Bunun ilk uygulaması da Ankara Zırhlı Birlikler Okul Komutanlığı oldu.

İlk kez 30 Ağustos Zafer Bayramı töreninde asılan "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" yazısı, askeri birliklerde tepelerin üzerine de yazılmaya başlandı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın ilk kez 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında kullanmaya başladığı "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" sloganı dağa-taşa yazılmaya başlandı. Bazı birliklerde slogan tabeleya yazdırılırken, bunun masraflı olacağı dikkate alınıp taşlarla yazılması yoluna gidilecek.

Ankara'nın Etimesgut ilçesi sınırlarında bulunan Zırhlı Birlikler ve Okul Komutanlığı'nın Çağlayan Sosyal Tesisleri'nin bulunduğu bölgenin tepesinde bulunan bayrak ve Atatürk rölyefinin altına "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" sloğanının yazılı olduğu dev bir tabela yerleştirildi. Eskişehir yönüne giden bütün araçlardan rahatlıkla görünen yazı, gece de ışıklandırılmaya başlandı. Dağın bir yamacında yeni sloğan bulunurken, diğer yamacında ise öğrencilerin de katkılarıyla yapılan Türk Bayrağı yer alıyor.

Bilimde, sanatta, egitimde, sporda kisacasi dunya capinda hicbir seyde guclu olmayan Turkiye'nin sadece bir ordusu var. Onunla bitiyor iste her sey. Lan bi zahmet Genelkurmay Baskaniniz ciksin da 8 milyar dolares'i domaltirken 'savunma' icin "cok pahali oldu bu haci" demis mi dememis mi bana bi aciklama yapsin. Medya da bi zahmet kafasini askerin got deliginden ceksin de su soruyu sorsun.

Tamam hakkini yemek istemiyorum. Yagli Gures'te bi tek Turkiye sampiyon. Butun dunyanin amina koyariz. Iste oyle birinciyiz hakikaten. Gucluyuz, bu durumda kazanacagiz! Ahahah bi dakka lan, bi tek biz mi yapiyoruz yagli gures? Tuh be...

20090906

kandanadam benim!

Bok gibi dunyamizi guzellestiren, bizi bir arada tutan en guzel unsur, en sevdigimiz dostumuz, kankamiz Turk Silahli Kuvvetleri yine rahat duramamis. Rahat duramamis derken, islik sesini duyunca dikilmis kulaklari ve Turkluk tanimini anlatan bir kitapcik basmis. Kitap ya da, cizgiroman ya da her neyse. Ya da artik neyse iste.

Bu kitapla ilgili bilgim, gazetenin anlattiklariyla sinirli. Sinirli ama ne kadar fantastik oldugunu gosterecek kadar veri de var elimizde. Ne diyor?

Atatürk milliyetçiliği, kapalı bir toplum anlayışını reddeder ve gerekli durumlarda çağdaşlaşmaya katkı sağlayabilecek başka ülkelerin deneyimlerinden yararlanmayı önerir.

Ümmetçiliğe karşıdır. Çağdaş ve laik bir milliyetçiliktir.

Her kesimde Ulusal kimlik bilincinin canlı tutulmasını ister. Dini, mezhebi etnik kökeni ne olursa olsun kendini Türk kabul eden herkesi Türk sayar.

Vatanı kaybetmek atayı, kendini, evladını, suyunu, ekmeğini, aşını, nefesini hepsinden öte kimliğini kaybetmektir.

Vatansız insanların kimliği yoktur, tutsak ve köleden öte. Özgürlük kara toprağa kanlarını akıtan vatandaşların hakkıdır. Bu uğurda canlarını seve seve verenler. Ölümlerin en kutsalı olan şehit mertebesiyle taçlandırırlar.

Cagdasligini moderinligini geciyorum da lutfen bir allahin kulu da cikip bana su sehitlik mertebesini anlatsin. Allahi kitabi kapidan sokmayan bu adamlar isin icinde olu olunca nasil da yapisiyor en 'ulu' mertebenin tasaklarina, lutfen aciklasin. Inanin sadece bunu anlamak istiyorum.

Ve tabii en sevdigim bolum:

Kitapta, dönem dönem dile getirilen 'Atatürk diktatördü' tartışmasına yer veriliyor. Atatürk'e yaklaşan bir genç, "Paşam, size diktatör diyorlar, ne dersiniz" diye soruyor. Atatürk, gence dönerek, "Ben diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın" yanıtı veriyor. Atatürk'e yönelik suiskastlar da çizgiyle işleniyor. Suikastçısıyla yüzleşen Ataürk'ün tabancasını vererek, "Mustafa Kemal benim, haydi öldür" demesi ve suikastçının diz çökerek ağlamaya başlaması anlatılıyor.

Bu kitabi bulmak, okumak, murekkebini yalaya yalaya icime hapsetmek istiyorum. Iletisim adresim, nickimin gotune koyacaginiz bir gmail ibaresine bakar. Bana bu kitabi bulana su sag tarafta 40 yil link verecegim. Bu kiyagi da herkese yapmam.

kandanadam benim, haydi oldur! (ve o muhtesem diz cokus ani, ve gozyaslari, ve perde)

20090829

Ucuncu dunya interneti



Turkiye'den bahsediyorum. Sadece internetinden mi bahsediyorum, orasini bilmiyorum.

Elin insanlari ingilizce blog'lar tutarak dunyaya derdini anlatirken, twitter'dan milyonlarca insana 'burada eziliyoruz' mesajini saniyeler icinde ulastirabilirken, internetinin ve ozgurlugunun gelecegi icin sokaklara dokulup eylem bile koyabiliyorken, Turkiyeli kullanicilar youtube'da 'He's our first president. FUCK YOU. Ne mutlu Turkum diyene' yazmaktan baska ne yapiyor? Cok isterseniz yarim saatimi size ayirip onlarca ornek bulabilirim.

Ne 'yapmasi' zaten saniyorum cok utopik bir dusunce olarak kaliyor, 'ne dusunuyor' diyeyim madem.

Bir elin parmaklarini gecmeyen toplasmalar, hareketler, birlikler, daha kendi iclerinde bir orgut kuramamisken, ortama ne pompalayabiliyor? Wiki'sini doldurmaktan aciz insanlarla baslayacak bi hareket, nereye kadar gider, meraklar ve hayretler icersinde izliyorum.

Etrafta o kadar malzeme var ki, okumaya, anlamaya, dinlemeye zamanimiz yok. Hepsine yetismeliyiz. Merak ettigim bir baska sey de 'okumaya' zamanimiz yokken 'paylasmaya' nasil bu kadar vakit ayirabildigimiz.

Ciddi hareket her zaman cikar ortaya ama ciddi kullanici nerede? Taraftar burada ulan, yonetim nerede!

*'Sansur, korluge yol acar' diyor. 2 yil oldu mu ya youtube kapanali?

Tabii tag'ler korsan partisi, sansure sansur, wiki, vikipedi, youtube, vb diyerek cogaltilabilir.