20080515

15 Mayıs Vicdani Ret Günü

Bugün 15 Mayıs. "Dünya Vicdani Ret Günü" ya da diğer adıyla "Vicdani Retçiler Günü"

Ne bloglayanlar arasında ne de gazetelerde bununla ilgili bir haber görmedim. Bianet ve MedyaKronik hariç tabii. Gerçi ikisi de aynı yazı ama..

Neyse, sizin de gördüğünüz gibi sadece Soros tarafından nemalananlar yazıyor bu konu hakkında bir şeyler. E, dedim, ben de madem blog'u "Hz. Soros" sayesinde çalıştırıyorum, bu konu hakkında bir şeyler yazayım..

Şimdi ben bu konu hakkında bir şeyler yazacağım dedim ama, size şöyle diyeyim: Vicdani retçiler emre itaatsizlikten yargılanıyor bu ülkede. Hadi böyle hayvani bir militarizm, böyle hayvani bir postala tapmaya bu ceza olasılık dahilinde görünüyor.

Peki ama bu konu hakkında yazıp çizenlere ne oluyor? Gazeteciler ve düşünce işçileri de 318'den yani "halkı askerden soğutmak" suçuyla yargılanıyor.

O zaman da işte böyle bir ülkede vicdani ret yazısı yazmanın bir anlamı bir manası kalmıyor. Ağzınızı açtığınız anda suçlu oluyorsunuz..

E o zaman ben öpeyim öyle demokratik ve sosyal hukuk devletini. Ama anladık birbirimizi biz. Zaten sevmiyorum upuzun upuzun akademik yazı gibi blog tutmayı..

Geçen zamanlar içinde Kürşat Bumin ve Perihan Mağden bir şeyler yazmıştı bu konu hakkında..

Anne beni askere yollama demiştik biz de. O; devletin, üstüne tükürüp bir kenara attığı, evet o nalet yazıyı biz de satırlarımıza taşımıştık.. Hatta militarizm diye de bir etiketimiz var. Bir de ne var? Savaş karşıtlarıııııııııııı..

Ya ben daha size ne yapayım?

Asker selamı vererek ayrılıyorum huzurdan.

20080508

Kyoto Protokolü imzalanıyor

ANKARA (08.05.2008)- Meclis Çevre Komisyonu Başkanı, AKP Ankara Milletvekili Haluk Özdalga, Türkiye'nin kısa bir süre içinde Kyoto Protokolü'nü imzalayacağını söyledi.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Özdalga, Başbakan Erdoğan'ın BM'de Eylül sonunda, “Türkiye'nin Kyoto Protokolünü imzalamaya sıcak baktığını ve en üst düzeyde değerlendirdiğini” söylediğini belirtti. O zamandan bu yana, bakanlıklar ve kamu kuruluşları arasında değerlendirmelerin devam ettiğini anlatan Özdalga, “Şu anda konunun geldiği nokta itibariyle sona yaklaştığımızı düşünüyorum. Türkiye'nin bunu yapması, bir çok bakımdan puan kazandıracaktır, lehine olacaktır” diye konuştu.

Özdalga, Kyoto Protokolü'nün, AB müktesebatının da bir parçası olduğunu belirterek, Türkiye'nin, yakın bir dönem içinde imzalamaması durumunda, ilerde AB ile ilişkilerinde protokolün daha ciddi sorun olarak karşısına gelebileceğini söyledi.


atilim.org'dan aldık haberi.

Bu arada boş durmayıp Kyoto Protokolü'nün tam metnini okuyabilirsiniz, ya da en azından bi neymiş ne değilmiş diyerek hakkında önbilgi edinebilirsiniz..

Bu arada GreenYour.com diye bir site var, her bi şeyinizi nasıl daha dünya yanlısı yapabilirsiniz, yazmış adamlar.. Arada bir bakarsınız.

20080507

Youtube kapatıldı (yine yine yeniden)

Youtube kapatıldı, çekin ellerinizi klavyenin üstünden!!!

Hayır, cidden anlamıyorum. Memleket sathındaki tüm mahkemelerin ayrı ayrı ayrı ayrı ayrı yasaklaması mı gerekiyor bu youtube'u? Bunun aptalca bi iş olduğunu anlamak için daha ne kadar kapatma gerekecek?

Yasakları delmenin yollarını da anlattık yüz kere, bin kere, bin yüz kere.. Çözüm mü şimdi o?

Hay kapatan yerleriniz kapansın..

Myanmar, Tuvalu, başka dünyalar

Myanmar'daki Nargis Kasırgası, tüm ülkeyi perişan etti. Bir sürü insan öldü. Haberlerde sürekli olarak 1000'in katları şeklinde ölen insan sayıları görüyoruz. Bu kadar büyük bir felaketi görmezden gelen haber kalanallarını görmezden geldiğimi sanmasın kimse.. Bazı kanallarda haber bile olmadı bu kadar insanın ölümü.

Bu adamlardan bizi küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda uyarmalarını beklemek saflık olur herhalde. İyi ki bloglar var, yoksa kimse haber alamayacak.. Global disaster'dan takip edebilirsiniz sanırım neler olup bittiğini.. Myanmar'ın ne halden ne hallere düştüğüne bakabilirsiniz, ya da olayın ne durumda olduğunu öğrenebilirsiniz. Dünya yıkılıyor yahu, en azından seyirci olun.

Yine elimizde başka bir örnek var: Tuvalu.

Tuvalu haritalarda görmek için büyüteç kullanmamız gereken ülkelerden biri. Dünyanın 4. en küçük ülkesi. Büyüklüğü sadece 26 kilometre kare. Peki ne oluyor da bu satırlarda kendine yer buluyor Tuvalu? (bu satırlarda???=)

Batıyor!

2050 yılında hayatta olan tüm Tuvalulu'lar Avustralya ve Yeni Zelanda'ya göçmüş olacak.. Tabii bu tarihten önce boğulmazlarsa..

Küresel ısıma ve iklim değişikliği adamları ne hallere düşürmüş.. Peeh.

Ben aslında geridönüşümle ilgili bi şeyler yazacaktım ama..

20080430

1 Mayıs (remake)

1 Mayıs ha geldi ha gelecek. Vali "püskürtürüz" diyor, halk bastırıyor. Taksim'de kutlanacak bir bayramı geçen seneki gibi terörize edecekler. Devlet terörü neymiş yeniden göreceğiz. Geçen sene ne olmuştu?

1 Mayıs yaklaşırken devlet, taksim olmaz demişti.

Öyle şeyler olmuştu ki OHAL'de hissetmiştik kendimizi yeniden.. Vatandaşı halktan korumak için ama bunlar. Yerseniz.

1 Mayıs'ın ne bayramı olduğunu iyice içimize sindirmiş, iyice ezber etmiştik.

Ankara'da böyle, İstanbul'da böyle kutlanmıştı bayram.

Bu sene de altına verenleri gördük. Türk-İş Taksim'e katılmayacakmış. Yıllardır 'sarı sendika' olduğu söylenen Türk-İş'in bu hareketi hiç şaşırtmadı beni nedense. Yine bu duruşta olan sendikalar yan çizecek tek tek..

Her neyse, diyeceğim şu ki:

Eğer kafanızda Türk bayrağı bandanası, elinizde Türk bayrağı, Türk bayrağı tişörtü, elinizde Atatürk posteri, vb yoksa, meydanlar sizin değil. Her yer devletin. Her şey devletin. "Ne mutlu türküm diyene" haricinde slogan atıyorsanız, meydanlar sizin değil, bayramlar sizin değil. 1 Mayıs dediğin "Polis Bayramı"dır..

Birey olduğunuzu da sanmayın asla, sizler vatandaşsınız. Bu kadar.

Biz yine Ankara'dayız bu yıl. Sokaklara bekleriz.

20080428

Öfkeli çocuklar için inkılap tarihi

Öfkeli çocuklar için inkılap tarihi verelim biraz da..

Afyonun kâr ve uyuşturma açısından değer kazandığı dönemde, dünyadaki en kaliteli afyon üretimi merkezi Anadolu'ydu. Ekonomik ve siyasî sebeplerle dünyada yürütülen afyonun sınırlandırılması politikaları bundan ceplerini dolduran Osmanlı iktidarlarını rahatsız ediyordu. Osmanlı 1912 Lahey Afyon Sözleşmesine imza koymadı, ama sözleşmeler Sevr'le birlikte Osmanlı'yı yükümlü hale getirmişti.

Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Anlaşması'nda bu sözleşmelere taraf olacağını söylemişti, ama daha sonra düzenlenen devletlerarası konferanslara katılmakta hep çekimser davrandı. İktidardaki yeni seçkinlerin ceplerini doldurması için afyon üretimi önemli bir kaynaktı.

Bu topraklarda 62 ilde afyon üretimi yapılıyordu. Dünyadaki kısıtlama, yoğunlaşmanın Türkiye'ye yönelmesine neden oldu, ülke tam bir serbest bölgeye dönüştü, çünkü afyon üretim ve ticareti serbestti, afyon da kaliteliydi.

İSTANBUL'DA EROİN FABRİKASI

Dünyanın eroin tacirleri Türkiye'ye yöneldi ve yeni Cumhuriyetin iktidarlarına bu topraklarda eroin üretimi işine girilmesini teklif etti. Bunun üzerine İstanbul'da 1926-1929 arasında üç eroin fabrikası kuruldu.

Japon sermayesi 1926 yılında Taksim'deki Mecidiye Kışlası'nda İstanbul'un ilk yasal eroin fabrikasını kurdu. Mayıs 1929'da, Eyüp'ün Bahariye semtinde ikinci eroin fabrikası kuruldu. Şirketin adı Eczayı Tıbbiye ve Kimyeviye idi. Aralık 1929'da Kuzguncuk'ta kurulan üçüncü fabrika ise yönetim kurulundaki "kahraman" ve "seçkin" isimlerle daha da ilgi çekiciydi: Türk Ecza-yı Tıbbiye ve Kimyeviye Şirketi adını taşıyan şirket, Fransızca isminden dolayı Sico olarak tanınıyordu ve yönetim kurulunda Kurtuluş Savaşı kahramanı İsmail Hakkı ile TBMM başkan vekili ve Trabzon milletvekili Hasan Saka (1947'de başbakan oldu) vardı. Diğer beş üyeden ikisi (Belçikalı Michelaere ve Meksikalı Lapin) tanınmış uyuşturucu tüccarlarıydı.

Cumhuriyetin imzalamadığı 1925 Cenevre Sözleşmesi ile eroin dünyada artık "ilaç" sayılmıyordu. Ama Türkiye devleti bunu imzalamadığı gibi, kurulan fabrikalarla İstanbul "eroinin başkenti" haline geldi. Bu fabrikaların yıllık cirosu 10-15 milyon lira civarındaydı. Eroinin maliyeti çok düşük olduğu için, bu şirketlerin cirolarının önemli bir bölümü kârdı. 1929 yılında Türkiye'de bulunan 27 sanayi şirketinin toplam sermayesinin 10 milyon lira, kârlarınınsa sadece 2 milyon lira olduğu düşünülürse, tüm dünyayı kasıp kavuran 1929 ekonomik buhranından Türkiye'nin sağ salim çıkabilmesinin nedeninin "milli duygular" değil, eroin olduğu ihtimali de görülebilir.

Aynı dönem, başta İstanbul olmak üzere eroin ve morfin bağımlılarının sayısında büyük bir artışın gözlemlendiği dönem oldu. Fabrikalarda çalışan işçilerde başlayan bağımlılık, uyuşturucu maddelerin ucuzluğu nedeniyle, toplumun her sınıfına yayıldı. Alt sınıflar da, dönemin seçkinleri ve sosyetesi de bağımlılaştı. Örneğin 1920'den sonra Ankara'nın sağlık bakanı Rıza Nur'un eşi ile ünlü tiyatrocu Afife Jale morfinmandı.

1930'lu yıllarla birlikte, toplumdaki bağımlılık sorun oluşturmaya başlarken, tüm dünyada Türkiye ismi eroinle birlikte anılmaya başladı. Mustafa Kemal ve İsmet Paşa'nın doğrudan uyuşturucu tüccarı gibi gösterildiği karikatürler çeşitli ülkelerde yayınlanıyordu. Dünya nezdin-deki bu imaj Cumhuriyetin yönetici kadrolarını rahatsız etmeye başladı. Devlet, afyon üretimi ve ihracatının daha kontrollü yapılması için düzenlemelere gitmeye karar verdi.

Ekim 1930'da Londra'da düzenlenen konferansa Türkiye de heyet gönderdi. Ama heyetin yaptığı bir "hata" sonucu, dünya uyuşturucu kaçakçılığının kaynağının Türkiye'nin yasal ticareti olduğu ispatlandı.

Bundan sonra, başta ABD olmak üzere pek çok yerde Türkiye'ye tepkiler oluştu.

Mustafa Kemal, gündemin Türkiye'nin uyuşturucu üretimi ve trafiğindeki rolü olduğu 1931 Cenevre Konferansı'na heyet göndermeye karar verdi. Meselenin imaj düzeltme olduğu öyle belli ki, heyette, Sico fabrikası yönetim kurulu üyesi Hasan Saka vardı! Konferansta ambargodan bahsedilince, Türkiye kısa zamanda düzenlemelere gitme sözü verdi.

KURTULUŞ SAVAŞI GEMİLERİ

Bu dönem, Türkiye'den kalkan yük gemileri daha dikkatli izlenmeye başladı. Bu gemiler arasında, Mondros Mütarekesi'nden sonra İstanbul'dan Anadolu'ya silah kaçırmakta kullanılan Pierre Loti, Lamartine, Bulgaria ve Vesta isimli gemiler de vardı. Kurtuluş Savaşı'nın "şanlı" gemileri, on yıl sonra kayıtlarda eroin kaçakçılığında kullanılan gemiler olarak geçiyordu!

Denetimler sıkılaşsa da, fabrikalardaki üretim sürüyordu. Türkiye, uyuşturucu konusunda resmî tekel oluşturmaya karar verdi. Tekel hazırlıkları, bunu ele geçirmek isteyen uyuşturucu sermayesini heyecanlandırdı. 1931 Ekiminde, Hasan Saka, Siirt milletvekili ve Milliyet gazetesinin sahibi ve İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Bey (Soydan), Michelaere, Lapin ve başka siyasetçilerin katıldığı bir uyuşturucu toplantısı düzenlendi. Amaç, afyon üretiminin darbe almasını engellemek ve resmî korunma yollarını kurmaktı.

Aynı yıl devlet, göstermelik bir hamleyle Michelaere'i sınır dışı etti, Kuzguncuk'taki Sico'nun yönetimini uyuşturucu kaçakçılığıyla nam salmış Taranto ailesi ele geçirdi. Tarantolar, fabrikayı güvence altına almak için şirketin başına "Mustafa Kemal'in milletvekili" olarak bilinen, Cumhuriyet Gazetesi sahibi ve başyazarı Yunus Nadi'yi geçirmek istedi. Yunus Nadi, siyasî nüfuzunu kullanarak elde ettiği rantla tanınıyordu. 1922'de, aralarında Kılıç Ali, Şükrü (Kaya), Tu-nalı Hilmi gibi isimlerin bulunduğu 54 milletvekili ve 37 tüccarla birlikte Türkiye Millî İthalat ve İhracat AŞ'yi kurmuştu. İlişkilerini kullanarak Almanya'dan ithalat ayrıcalığı elde etmişti ve karşılığında Cumhuriyet gazetesinde Nazizm propagandası yapıyordu. Ancak Nadi, iktidarı da sıkça eleştiren Arif Oruç gibi gazetecilerden gelen tepkiler üzerine uyuşturucu şirketinin yöneticisi olmaktan vazgeçti.

CHP, Aralık 1932'de dünyada uygulanan politikalarla paralel bir dizi düzenleme yaptı. Bunların yasalaşması ve Milletler Cemiyeti'ne bildirilmesi süreci, uyuşturucu lobisiyle karşı-lobi arasında büyük bir çekişme sonucu zorlukla gerçekleşti. Özellikle İçişleri Bakanı Şükrü Ka-ya'nın engelleme gayretleri kayda değerdir. Sonunda, 31 Mayıs 1933'te TC Uyuşturucu Maddeler İnhisarı kuruldu. Uyuşturucu satışı devletin tekeline geçti; devlet artık resmen uyuşturucu satıyordu. Bu tekel, 1937'de, Toprak Mahsulleri Ofisi'ne dönüştürüldü.

DERİN BAĞLAR

Bu topraklara çöreklenmiş olan iktidarların kafalarımıza yeniden ve yeniden kakmak için uydurduğu "inkılap tarihi" masalı bu yıllarda sona eriyor. Ama diğer konular gibi, iktidarların eroinle olan derin bağları devam etmiyor mu? 1999'da biten savaş sırasında tanklarda uyuşturucu nakledenler sadece birkaç suçlu asker ya da "münferit vak'a" mıydı? İktidarların organizasyonunun esası bu değil mi? Tıpkı bugün TMO büro ve binalarını görebildiğimiz gibi, ekonomisinin yaklaşık yarısı uyuşturucuya dayanan bu topraklar iktidarları, kurucularından savaşçılarına, heykelleri dikilenlerden ders kitaplarında övgüler düzülenlere kadar her unsuruyla uzun yıllardır eroinle göbek bağına sahip değil mi? Türk gençliğinin damarları uyuşturucuyla dolarken, timsah gözyaşı döken siyasetçi-işadamı-asker şeytan üçgeninin Susurluk'lu eroin organizasyonu kasasını doldurmayı, iktidarını cilalamayı sürdürmüyor mu?


yüzde52'den aldık bunu. Merak ettiyseniz pdf haline ulaşmak da mümkün..

20080423

23 Nisan

Bugün 23 Nisan.. Benim doğumgünüm. Ama bu kısmı geçelim.. Bizim bugün asıl sormamız gereken soru şu: Egemenlik milletin mi? Kayıt ya da şart var mı? Tabii milli eğitim'den geri kalmam asla. Sizin için bir okuma parçası hazırladım..

Lafı dolandırmadan okuma parçamıza geçelim hemen:


(...) Mesela ‘egemenlik' bunlardan bir tanesidir; işte deniyor ki, ‘egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.' Bu bir söylem; halbuki, bunun bu dünyada hiçbir karşılığı yok, hiçbir zaman da olmamıştır.

Derseniz ki, yani bu egemenliğe nerde rastlanabilir?

Bir kere raflardaki anayasalarda mümkün, bulabilirsiniz;
Meclis kürsüsünün arkasındaki duvarda bulunabilir;
Bir de devlet erkanının, siyasetçilerin ağzında,
Tabi bir de bu parka isim olarak verilmiş görülüyor.

Dolayısıyla birkaç yerde rastlayabilirsiniz; fakat asla gerçek dünyada bir karşılığı yoktur. Çünkü bu ülkede halkın egemen olması, yani egemenliğin halka ait olması sadece bir efsaneden, bir tevatürden ibarettir; çünkü halk hiçbir zaman, egemenliğinin yakınına yaklaştırılmamıştır. Fakat son zamanlarda bu eğilimin yavaş yavaş aşınmakta olduğunu, yavaş yavaş dalganın dönmekte olduğunu memnuniyetle söyleyebiliriz.

Şimdi mesela bir başka kavram, ‘Uluslararası toplum' çok sık kullanılıyor. Normalde uluslararası toplum dendiği zaman, ne anlaşılması gerekir? Uluslar arası toplum, ulusları oluşturan toplumların toplamı; halbuki bu aslında ‘kollektif emperyalizm' dememek için, onu ikame eden bir kavramdır. Yani şimdi ‘uluslararası toplum' dediğiniz zaman, asla burada Kolombiya yoktur, Filipinler yoktur, yani burada Afganistan yoktur; fakat ABD, Avrupa ve Japonya vardır, dolayısıyla böyle bir yanılsama yaratma amacıyla kullanılan bir kavram.

Mesela ‘Sivil Toplum Örgütü' de böyle. Bütün kavramların bir karşılığı olması gerekiyorsa eğer, sivil toplumun da bir karşılığı olması lazım, sivil toplum örgütlerinin de bir anlamı ve karşılığı olması lazım. Şimdi Türkiye'ye bakın, anlarsınız; büyük sermaye tarafından ve devlet tarafından araçlaştırılmış bir takım örgütler, sivil toplum örgütü olarak gösteriliyor, sunuluyor; halbuki bunların gerçek anlamda sivil toplumla bir ilgisi yok. Netice itibariyle sermaye tarafından, militarizm tarafından araçlaştırılıp mobilize edilen birtakım örgütlerin ‘sivil toplum örgütü' adını hak etmesi mümkün değildir. Fakat Türkiye'de kafalar o kadar karışık ki, burada da bu karışıklık devam ediyor.

Başka bir kavram da ‘Demokrasi' kavramı. Şimdi tabi Türkiye'de oynanan bir demokrasi oyunu var, bunun adına demokrasi deniyor; fakat bu, dünyanın başka yerlerindeki oynanan oyunun bundan çok daha büyük farkı olduğu sanılmasın. Amerikan toplumu da asla demokratik bir toplum değil, orada da demokrasi yoktur; fakat ortalama bir Amerikalı orada demokrasi olduğunu, hatta demokrasinin ihraç edilebilir olduğunu bile düşünüyordur.

O halde bizim yapmamız gereken, bilincimizi özgürleştirmektir; yani bilincimizi sömürgecilikten kurtarmaktır. Çünkü zihinlerimiz sömürgeleşmiş, sömürgeleştirilmiş durumdadır. Bunu yapmak için zihinsel entelektüel, kültürel bir rönesansa ihtiyacımız var; bu da gayet mümkündür. İşte gerçek aydınların, entellektüellerin misyonu, şeylerin gerçeğiyle tevatürleri arasındaki uyumsuzluğu açığa çıkarmaktır. Aksi halde ‘aydın' kavramına uygun da bir şey ortada yoktur. Fakat Türkiye'de aydın kavramı tamamen dejenere olmuş bir kavram. Burada diplomalı olmak, aydın olmanın yeterli koşuludur; halbuki diploma, bir uzmanlık belgesidir, asla aydın olmakla uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Fakat burada diplomayı cebine koyan, aydınlığın tapusunu da cebine koymuş oluyor; bu açıdan da Türkiye'de önemli sorunlar var. (...)


Demokrasi sınıfında konuşulanların tam metni Özgür Üniversite'de bulunuyor. Çok merak ederseniz oradan devam edebilirsiniz.

Haydi hayırlı bayramlar..

20080416

Metallica geliyoooooooooooooor

"Oha olm, yıl oldu 2008, sen hala metallica mı dinliyosun" diye taşak geçecek birilerini arıyorsanız, jackpot!, buldunuz: ben. 27 Temmuz 2008 Metallica İstanbul konseri. Ali Sami Yen'de.



Kimse onlardan böyle bir performans beklemiyor, ama yani temmuzun gelmesini iple çekiyorum. Bunu da birileriyle paylaşmam lazımdı, buraya yazdım.

Metallica geliyor ulaaaaaaaaan. Dünyanın en iyi grubunu, dünyada en sevdiğim grubu ilk kez canlı dinleyeceğim. Ölüleri yeter diyorum, ve beni şaşırtmayacaklarını biliyorum şimdiden. En azından bu kez değil, artık şaşıramam.

Ortalarda kendini ateşe vermiş birini görürseniz bilin ki o benim.. O saatten sonra yaşayıp ne yapayım.. Eheh. \m/

20080414

Google'ı da kapatın!!!

Birileri çağrımızı duymuş. Google Groups da kapatıldı.

Ben de size tüm bu sansüre karşı yaptığım hareketi göstereyim madem:



Bundan sonra böyle anlaşacağız. Anlaştık mı?

20080408

212 Soru

Selam. Kültür-sanat saatimiz başlıyor. Hadi yerlerinizi alın bakalım..

Enis Batur'un sorduğu ve Aylin Sökmen'in yanıtladığı 212 soru, 212 Soru adıyla altkitap'ta yayımlanmış. Üyeler indirebiliyor. Üye olmak da çok basit aslında. Hemen şipşak, iki dakika filan sürmüyor bile. Birkaç alıntı yapayım:

4. Kendinizi bir başkasına devredebilir misiniz?

Beni daha iyi kullanabilecekse neden olmasın?

8. Sarsak insanların toplanacağı bir adada bizimkinden daha iyi bir toplumsal düzen kurulamaz mı?

Düzeni tümden kaldırırsak belki de sarsak insan kalmaz.

10. Hiç değilse saçlarınızın sayısını bilseydiniz değil mi?

Bilmek istemezdim çünkü saçlarım bu aralar çok dökülüyor.

22. Bütün bulutların içinden kopup geldiği, sonra gidip gene içinde toplandığı bir kaynak neden olmasın?

Sonunda beni anladın.

26. Merakınızı öldürebilir miydiniz?

O beni öldürmeden ben onu öldürmeliyim.

36. Olmasaydınız ne değişirdi?

Olmazdım.

48. Bir taş olacaksınız. Nerede?

Böbrek taşı.

54. İçinizin kışı bitsin ister miydiniz?

İntihar vakalarına en çok bahar aylarında rastlanıyormuş.

61. Bir dram kahramanısınız: Hangisi?

Ben.

69. Yedek tutulduğunuzu görmek, ne kadar yaralar sizi?

Kullanılacağımı bildiğim sürece problem yok.

76. Kanserin bir türü olabilir mi Aşk?

Kanser çok daha karizmatik.

87. Her şey sorulmalı mı?

Kesinlikle.

95. Sizdeki serseri payı, bütünün kaçta kaçı?

Bütün derken ne demek istiyorsunuz?

106. Her şeyi bırakıp gitme olasılığınız var mı?

Olasılıklar daima var.

108. Kimin evine taşınırdınız?

Hiç düşünmemiştim.

113. Seç, denildiğinde: Zor mu?

Seçenek varsa, hayır.

115. Yeniden başlamayı yeğler miydiniz?

Daha yeni başlamıştık...

131. İçinizi kaplayan daha çok iman mı, boşluk mu?

Komik bir soru.

152. Yegane sanıyor musunuz kendinizi?

Herkes gibi...

156. Sırtınızı tanıyor musunuz?

Kaşınmayı sever.

168. Bilmeseniz olur mu?

Neyi?

176. Yaratılışın size göre nesi yanlış?

Yanlış mı?

185. Yeryüzünde unutulacaklar dizininde mi yer alırsınız?

Ona yönetmenimiz karar verecek.

186. Ne oranda failsiniz?

Meçhul.

202. Kerhen burada kaldığınızı düşünür müsünüz?

O yüzden acele ediyorum işte.

206. Acaba sizde mi temel yanlışlık?

Estağfurullah

211. En son soruyu siz soracak olsaydınız, ötekine mi kendinize mi?

Neden ağlıyorsun?


Yine de üyelikle müyelikle uğraşamam diyorsanız, googlegroups sağolsun, grubumdan indirebilirsiniz.

Ne olmuş?







Hakikaten de NE OLMUŞ ULAN!!!

İmajların hepbiri nemoramjet'ten alınmıştır. Kimin yazdığını bilmiyoruz, nemoramjet görüntülemiş sadece. Devamı ve tamamı için nemoramjet'e bakabilirsiniz.

Dem TV kapatması

Hayır hayır, bu bir yemek adı değil.

Dem TV sansüre uğramış. Hem de hiçbir açıklama yapılmadan. Hem de işin içinde RTÜK de yok bu sefer. Direktoman meclisten gelmiş emirler.

Dem TV Neden Susturuldu? diye soruyor insanlar.

DEM TV NEDEN SUSTURULDU?

Türk basın tarihinde, darbe dönemleri dışında ilk defa olarak, 4 Nisan 2008 tarihinde, Cuma günü mesai bitiminde, saat 18.00’de, Türksat Türkvizyon paketi üzerinden yayın yapmakta olan DEM TV’nin yayını hiçbir gerekçe gösterilmeden kesilmiştir. Yayın durdurma, tamamen iktidarın keyfi tasarrufudur. Bu basın tarihinde bir milattır; çünkü Türkiye basın tarihinde ilk defa olarak, yargı göstermelik bile olsa devreden çıkartılarak, siyasi irade tarafından verilen bir talimatla yayın kesilmiştir. DEM TV, bağımsız muhalefet yapan bir kanal özelliği taşımakta olduğundan, bu doğrudan doğruya muhalif medyaya yönelik bir susturma çabasıdır. Ancak sansür girişimi boşuna bir çaba olmuş, keyfi bir şekilde kesilen yayın, büyük kamuoyu baskısı akabinde 7 Nisan 2008 tarihinde yeniden Türksat tarafından açılmak zorunda kalmıştır. Bu olayı münferit bir olay olarak ele almak yanlış olacaktır. Bu bağlamda, 4 Nisan tarihini, muhalif basını hukuk dışı yollardan susturma girişiminin miladı olarak ele alarak, sansüre karşı çıkıyoruz. Eğer demokrasi güçleri kararlı bir tepki vermezse, 4 Nisan tarihinde DEM TV’nin başına gelen bu olayın diğer muhalif kanalların, hatta muhalefet yapan her türlü basın organının başına geleceği aşikârdır. Tüm duyarlı kesimleri dayanışmaya, iktidarın baskı girişimlerine karşı koymaya çağırıyoruz…


Dem TV neden susturuldu? Mümkünse cevabını bi öğrenelim biz de.. Alevi iftarı vermeye benzemiyor sanırım bu işler??

20080401

Jingjing ve Chacha



Jingjing ve Chacha adlı bu iki minik sevimli yaratık, Çin internetinin** sansür polisi. Ne kadar şirinler değil mi? Ben şimdi merak ediyorum bizim beyaz fon üzerine kırmızı ve siyah, tatsız tuzsuz "bu siteye erişim mahkeme tarafından engellenmiştir" yazısını biz de böyle şirin maskotlarla yapsak daha az tepki gelir mi insanlardan??

Tepki demişken, kimsenin youtube'un kapanmasını bi tarafına taktığı yok. Ne kapatılması ne de açılması haber sitelerinde yankı uyandırmıyor. Haber sitelerindeki yankıyı geçiyorum.. İnsanlara bunun aptalca olduğunu, bilmemhangi programı yüklerseler ya da bilmemne.com üstünden girerseler yasaklanmış sitelere erişebileceklerini söylüyorsunuz.. Gelen tepkiler "mahkemenin kapattığı siteye sen nasıl girersin, bu yasak madem sen de nasıl girileceğini öğretemezsin" şeklinde meee'lemeyi aşamıyor. Gazetelerin okur yorumlarına bayılıyorum, laf aramızda kalsın.

*imaj: CPB
**Çin interneti dedik, Türk interneti diyoruz, daha bir sürü ülkenin interneti var.. Yani yöneticilere kalırsa var böyle bir şey. Ama internet denen şeyin bir sınırının olmaması gerekiyor bana kalırsa. Böyle bir şey varsa, yani elin Amerikalı Johnny'sinin koyduğu bir video yüzünden ben bu işte hiçbir suçum olmamasına rağmen suçlu muamelesi görüyorsam, yani o zaman kıçında com.tr olmayan bir domain'e girecekken konsolosluklara gidip vize alalım. İnternet pasaportumuz filan olsun.. Höh!

20080321

Ergenekon Operasyonu ikiyüzlülüğü

Ergenekon Operasyonu sürüyor. Bu terör örgütü'nün sempatizanları da bir bir düşüyor ortaya. İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu da son gözaltına alınanlardan. Şimdi iddianameyi henüz bilmiyoruz, nelerle suçlanmışlar hiç bilemiyoruz..

Ama iki gün önce hukuk dersi veren bir sürü insanın daha taptaze "Yargı AKP'nin elinde =(((" şeklindeki kaba etten uydurulmuş sızlanmalarını çok açık ve net şekilde görüyoruz.

İnsanlar..! Hukuk hepimize gerekli. Karşıt olduğun şeye yapılan operasyon/dava/vb hukuka uygun da sana karşı açılan/yapılan dava/operasyon hukuk için bir utanç kaynağı...

Yok arkadaş öyle yağma! Hep bana hep bana dediğiniz o devirler sona eriyor yavaş yavaş. İkiyüzlülüğünüz, inanın, suratıma çok naif bir gülümseme düşürüyor.

Bir de işin en güzel tarafı bu insanların "terör örgütü mensubu" olarak gözaltına alınmış olması. Herhalde onlara bundan daha büyük bir ceza verilemezdi. Taptığın şeyin yasalarını ihlal et, sonra o yasalar seni tutuklasın, sonra da sen "ama vatan için, ama zivziv için" diye ağlaş..

Cumhuriyet aynı cumhuriyet, savcı aynı savcı, hukuk aynı hukuk, yüzünüz aynı yüz.

Merak etmeyin.. Suçsuz bulunursa bu insanlar, salınacaklar. En azından o kadar adalet olduğunu umalım ülkede. Ama ıslak köpekler gibi bakıp, hiv hiv hiv ağlaşmayın bundan daha fazla, işte ona yüreğim dayanmıyor çünkü.

Bir de "Ergenekon terör örgütüdür" diyemeyenler var, ama onlar artık başka yazıya..

Declare Independence

Madem Björk ablamız İstanbul'a geliyor.. Madem "Tibet!! Tibet!!" diye bağırıp Çin'i karıştırmış.. Türkiye için de bekleyeceğiz bakalım "Kürdistan!! Kürdistan!!" diyecek mi?

Bu arada 5posta'da bi posta attırılmıştı Tibet'in ne halde olduğu, nelerle cebelleştiği ve dahi duyarlı sanatçı numaraları hakkında... Bakmakta fayda var. Yalnız o kısım +18.

Biz youtube'un yasaklarından kaçıp dailymotion'a sığınalım şimdilik. Bunlar tabii tek tek kapatılacak günün birinde ama bu başka yazıların konusu. Şimdi müzik:



** İngilizce kelimelerde büyük "İ" kullanan insanlara uyuz olduğumu söylemiş miydim evvelden?